HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ

HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ 20 Eylül 2016, Salı

“Kırk Budak’ta şema yanar
Dolusun içenler kanar
Aşıkların sema döner
Hünkar Hacı Bektaş Velî…”
 
Horasan’ın Nişabur kentinde doğmuştur. Horasan Hükümdarı İbrahim-el-Sani diye anılan Seyyid Muhammed ile Şeyh Ahmed adlı Nişabur’lu alim bir zatın kızı olan Hatem Hatunun oğullarıdır. Sultan İbrahim-el-Sani ile Hatem Hatun 24 yıl evli kaldıkları halde çocukları olmaz. Sultan İbrahim devrin din alimlerini toplayarak, bir erkek çocuğun olması için dualar edilmesini ister. Buna karşılık ihsanlarda bulunur. Nitekim Hatem Hatun, Sultan İbrahim’den hamile kalır, vakti gelince de nur topu gibi bir erkek çocuk doğar, adını Bektaş koyarlar. Hünkâr Hacı Bektaş Velî; Hz.Muhammed, Hz.Ali’nin soyundan ve yedinci İmâm Mûsâ Kâzım’ın neslindendir. Ve kendileri “Seyyid”dir.
Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin çeşitli kaynaklarda doğum ve Hakka yürüme tarihleri değişik gösterilmektedir. Bazı kaynaklarda doğumu 1248, Anadolu’ya gelişi 1270-1280 yılları arası, Hakka yürümesi ise 1337 olarak, bazı kaynaklarda ise doğumu 1209, Hakka yürümesi 1271 olarak yazılmaktadır.
Akılcılığa ve bilime inanan bir Allah velisidir. İlk eğitimini ve öğrenimini Türkistan Piri Hace Ahmet Yesevi kültür ocağından alarak, çok sayıda bilim adamının yetiştiği Horasan da engin bir bilgi birikimine ve geniş bir dünya görüşüne sahip olmuştur.
Hacı Bektaş Velî, tarihçi Alî’nin “Künhü’l-Ahbar” adlı eserinde Lokman-ı Perende’nin öğrencisi, Lokman-ı Perende ise Hace Ahmed Yesevi’nin tanınmış bir halifesi olarak sunulmaktadır. Yine Bektaşi kaynaklarında olduğu gibi o da Hacı Bektaş-ı Velî’yi Oniki İmamlar soyuna bağlamaktadır.
Hacı Bektaş Velî, Hace Ahmed Yesevî dergahında üç yıl hizmet ettikten sonra Piri Lokman Parende’den emanetleri ve icâzeti alır.
Pirinin: 
“Müjde olsun ki; «Kutb’ul-aktâblık» senindir; kırk yıl hükmün vardır. Şimdiye kadar bizimdi, bundan sonra senindir. Biz bu yokluk yurdunda çok eğlenmeyiz, âhirete gideriz. Var, seni Rûm’a saldık, Sulucakarahöyük’ü sana yurt verdik. Rûm abdâllarına seni baş tayin ettik” demesiyle Hacı Bektaş Velî, Anadolu’ya gelmek için yola çıkar. Velâyetnâmede ki bu kayıt, tarihi kaynaklarca da doğrulanmaktadır.
Türkistan Pîri Hace Ahmed Yesevî’nin kültür ocağında, engin bilgi hazinesini dolduran Hacı Bektaş Velî, daha sonra siyâsi ve iktisadi düzeni bozulan Anadolu Türk halkına öncülük etmek, Türk birlik ve beraberliğini sağlamak, Türk dilini yabancı etkilerden korumak, Anadolu’yu Türkleştirmek ve İslâmlaştırmak amacıyla, Hace Ahmed Yesevî’nin isteği ve işareti üzerine Anadolu’ya gelmiştir.
Hacı Bektaş Velî’nin, kesin olarak tarih belli olmamakla birlikte, tahminen Milâdi 1275-1280 yılları arasında Anadolu’ya geldiği kabul edilmektedir. Bu yıllarda Anadolu bir yandan Moğol istîlâsı altında ezilirken, bir yandan da büyük bir siyâsi ve ekonomik buhran ile beraber, taht kavgalarına sahne oluyordu. Böyle bir ortamda Anadolu’ya gelen ve Kapadokya yöresindeki Hıristiyanlık merkezine karşı bir Türklük merkezi tesis etmek isteyen Hacı Bektaş Velî; bugünkü ismi Hacı Bektaş (O zaman yedi haneli bir köy ve adı Sulucakarahöyük) olan yere gelerek buraya yerleşir.
Çok sayıda öğrenci yetiştiren ve yeniçeri ocağının da Piri olarak bilinen Hünkâr Hacı Bektaş Velî Anadolu birliğinin sağlanmasına yardımcı olmuştur. Türk dili ve kültürünün yabancı etkilerden ve her türlü yozlaşmalardan korunması çabalarını ömrü boyunca sürdürmüştür. Ortaya koymuş olduğu birleştirici ve yükseltici öğreti her türlü bağnazlıktan uzak, çağa uyan ilkeler haline gelmiştir. Hünkâr Hacı Bektaş Velî ibadet ve günlük yaşamda kadını erkeğin yanına almıştır. Güzel sanatlara sevecenlikle bakmış, Dergah’ta öğretisini yaşama geçirmiştir.
 
FELSEFESİ
Hacı Bektaş Veli'nin 13.yüzyılda temellerini attığı ve günümüzde de geçerliliğini koruyan düşüncelerinin ışığını; şiirleri ve özdeyişlerinde; hakkında anlatılan söylencelerin satır aralarında buluyoruz. Bu şiir ve özdeyişlerle, söylencelerin satır aralarında; Hünkâr Hacı Bektaş Velî'nin, sevgi, eşitlik, tanrı, din, paylaşım, hoşgörü, bilim, eğitim gibi kavramlara bakışını yakalıyoruz. Felsefesini insan sevgisi, hoşgörü, paylaşım ve toplumsal eşitlik ilkeleri üzerine oluşturduğunu görüyoruz.
Hünkâr Hacı Bektaş Veli, güvercin donuyla Anadolu'ya (Sulucakarahöyük’e) geldiği söylencesi oldukça anlamlıdır. (Velayetname'de her ne kadar Hacı Bektaş Veli’nin Hace Ahmed Yesevi’den emanetlerini aldığı ifade edilerek, Hacı Bektaş Veli onun çağdaşıymış gibi gösterilmekte ise de, aslında ikisinin yaşamı arasında bir asırlık fark vardır. Bu ilişki, sadece manevi bir ilişkidir.) Anadolu’ya geldiğinde, mazlumun ve yoksul Anadolu halkının safında yerini alan, bir süre Amasya’da Baba İlyas'la birlikte hizmet vermiştir.
Hacı Bektaş Veli, savaş yerine barışı; düşmanlık yerine dostluğu; kin yerine sevgiyi ve hoşgörüyü benimseyen,  hümanist bir anlayışa sahip olduğunu görmekteyiz.                            
Bir çok medeniyetlere evsahipliği yapmış olan Anadolu; 13.yüzyıldan itibaren, Hacı Bektaş Veli'nin "düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu", "nefsine ağır geleni kimseye uygulamayınız" , "eline, beline, diline sahip ol" , "yetmişiki milleti bir gör" anlayışı ile yoğurulur.  "Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur" diyen Hacı Bektaş Veli; öğretisinin temel ilkelerini oluşturan bu dizeleriyle, günümüz insanının ulaşmaya çalıştığı hedeflere işaret ettiği anlaşılmaktadır.
 
Hararet nardadır, sac'da değildir,
Keramet baştadır, tac'da değildir,
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs'te, Mekke'de, Hac'da değildir.               
diyen Hünkâr Hacı Bektaş Velî, her şeyi insanda arayan; Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta bulan anlayışıyla, sevgiyi ve bilimi kendisine rehber kılmıştır. Hünkar’a duyulan ilgi, saygı ve sevgi,  Alevi İslam öğretisinin temelini oluşturan İnsan-Tanrı-Doğa sevgisine  dayanan hümanist yaşam felsefesi ve öğretisinden kaynaklanmaktadır. O'nun anlayışında dinin kaynağı tanrı korkusuna değil, tanrı sevgisine dayanır. "Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır", " kadınları okutunuz", " okunacak en büyük kitap insandır" diyen Hacı Bektaş Veli, inancı hurafelerden arındıran; akla, mantığa ve sevgi temeline dayandıran; kadın ve erkek eşitliğini savunan ve döneminde Hatun Ana (Kadıncık Ana) önderliğinde kurulan Anadolu Bacıları teşkilatına büyük destek veren bir düşünce adamıdır. Halk kültürüne ve eğitimine önem veren; üretimde ve paylaşımda sosyal adalet ilkesini benimseyen; "insanın alnı açık ve cesur dolaşması için her şeyden önce adaletli olması gerektiğini" savunan bir düşünürdür ve bir velidir. Hünkar’ın Dergahı, Alevi İslam inancının bir merkezi olduğu gibi; sosyoekonomik, kültürel ve politik dayanışmanın da bir merkezi olmuştur. Bir kültür merkezi olan bu dergahta, halkı aydınlatacak ve halkın sorunlarıyla ilgilenecek dervişler, mürşitler, dedeler, dede-babalar yetişmiştir. Ahi kurumlarıyla (meslek loncalarıyla) birlikte, çeşitli meslek dallarında eğitim verilmiştir.
                 
"Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız!" diyen Hacı Bektaş Veli; Anadolu’nun sosyal, siyasal, ekonomik, etnik ve dinsel yapısını dikkate alarak, sevgi ve hoşgörü kültürünün temellerini atmıştır. Uygarlıklar beşiği Anadolu’nun zengin kültür mozaiğini, bozmadan; parçalamadan; farklılıklarıyla; sevgi ve hoşgörü temelinde biraraya getirerek ve tasavvufla yoğurarak, Alevi İslam anlayışının gelişmesine ve yayılmasına öncülük etmiştir. Farklı dillerden, farklı kökenlerden ve kültürlerden gelen insanları bir bilen; ceylanla arslanı dost olarak kucaklayan, bu anlayıştır. Bu anlayışın, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinde ifade edilen düşüncelerin temeli olduğu; günümüz insanının, hala bu anlayışa ulaşma çabası içinde olduğu yadsınamaz. Hünkar’ın yaydığı ışık sadece Anadolu’yu değil, Balkanlar’a görevlendirdiği erenler ile, oraları da aydınlatmıştır. Bu nedenle Hacı Bektaş Veli, Anadolu ve Balkanlar’da ki birincil şahsiyetlerdendir.