KURBAN BAYRAMI

KURBAN BAYRAMI 02 Haziran 2016, Perşembe

12 Eylül 2016 Kurban Bayramı

Cenabı Allah yapacağımız ibadeti dergâh-ı izzetinde kabul eylesin.

Bayram, insanların bir araya gelip birlik olmasının adıdır. Bayram, sevginin paylaşılıp yaraların sarılmasının adıdır. Bayram, yetimlerin, öksüzlerin sorulup ihtiyaçlarının karşılanmasının adıdır. Bayram, babanın, annenin, yaşlıların sorulup, ziyaret edilip onları sevindirmenin, hayır dualarını almanın adıdır. Kabirleri ziyaret edip geçmişlerimizi unutmayarak ahde vefa göstermenin adıdır. Ailelerin bir araya gelip komşuluk, akrabalık bağlarını güçlendirmenin adıdır. Çocukları sevindirip, onlara güzel bir gelecek bırakmanın adıdır.

            Kur’an-ı Kerim’in Saffat suresinin 107. ayetinde “Zibhın” kelimesi kullanılmıştır. Bu da boğazlama anlamında “Kurban” demektir. Kurban, Arapçadan Farsçaya ve Türkçeye geçmiş aslı İbranice bir kelimedir. “Yakınlaşmak” demektir. Allah’ın rızalığını kazanmak için niyet edilip kesilen hayvana Kurban denmiştir. Hz. İbrahim peygamberden kalmıştır. Buna delil olarak Saffat suresinin 100. ve 107. ayetleri arasında Hz. İbrahim’in oğlu ile imtihanını ve kurbanı anlatır. Bu anlamda Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’in, boğazının kesilmeyerek kurtulmasına binaen kurban kesilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed’e hitaben “Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi”buyrulmuştur(Nahl, 123). Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in arasında geçen bu olayı bir kurtuluş, bir sevinç gören Müslüman âlemi, Allah’ın rızalığını almak için bu ritüeli yerine getirir.  Hz. İmam Ali’ye, bayramı sorarlar; Hz. İmam Ali, “Günahsız geçen her gün bayramdır.” der.

Bayramı, hayatımıza geçirip yaşadığımızda bayram olarak kutlayabiliriz. Şahı Velayet İmam Ali, “Günahsız geçen her gün bayramdır” diyor. Kul hakkı yemeden, insanı öldürmeden, dedikodu, iftira etmeden kısacası Allah’ın yasakladığı her türlü şeylerden uzaklaşıp “Sizin en seçkininiz Allah katında en çok Takva (Ahlak) sahibi olanınızdır” emrine uymaktır.

Peygamberlik öncesi yaşamı ile ahlakta ün yapmış ve “Muhammed-ül Emin” lakabı almış Hz. Peygamberimize vahiy aracılığıyla gelen ve “Ben ahlak binasının son tuğlasıyım” diyerek bütün peygamberlerin aynı şeyleri farklı söyledikleri İslam dini, peygamberimiz ile tamamlanmıştır. Gerek Peygamberimizin yaşantısı, gerek İslam dininin kutsal kitabı olan Kur’an-ı Kerim, insanlığa; ahlak, iyilik, güzellik, yardımlaşma, teslimiyet, adalet, barışı öğütlerken bugün peygamber efendimizin ümmeti savaşların içerisinde adeta boğulmaktadır.

Ahlaklı yaşamın üzerine gönderilen İslam dini, şekle, gösterişe sokularak bu şekilcilik üzerinden anlatılmaya başlandı. Hz. Muhammed’in İslam dinini tebliğ etmesine vesile olan Ahlakı bir kenara bırakıp İslam dininin şekilciliğiyle, hakikati Kur’an-ı Kerimin ayetlerinde ve uydurma hadislerde aramaya başladılar.

İbadet eden, oruç tutan çoğaldı ama buna paralel olarak ahlaksızlıklar da çoğaldı. Halbuki Peygamber efendimiz, “Din Ahlaktır” diye buyurmuşlardır. Aleviler Hz. Muhammed’e ve onun nezdinde Evladı resullere ikrar verip İslam’ın özünü yaşayıp; Allah’a kul, Hz. Muhammed’e ümmet, Hz. Ali’ye talip olarak inancı yaşarlar.

Kurban sadece kesilmekle değil, anlamının yerini bulmasıyla gerçekleşir. Yani fakire, yoksula, et almaya gücü yetmeyenlere kurban eti dağıtıldığı zaman Kurban olur. Paylaşmak kurbanın özüdür. Günümüzde diğer ritüellerde olduğu gibi “Kurban” da sadece kesilmesi için kesiliyor. Asıl olan yetime, fakire, ihtiyaç sahibine kesilen Kurbanı dağıtmak çoğu zaman sözde kalıyor. Kutsal kitabımız bu konu hakkında“Onların (Kestiğiniz kurbanların) etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. diye buyuruyor. Sadece kurban kesip ihtiyaç sahiplerine dağıtıp kendimizi sorumluluktan kaçırmamız doğru bir hareket olmaz.

Geçmişte bütün çalışmanın karın tokluğuna olduğu bir dönemde tabi ki kurban kesmek ve onu paylaşmak ihtiyaç sahiplerine yapılacak en güzel yardımdı. Ama bugün, et yemeden önce barınma, okuma, sağlık gibi temel ihtiyaçlar daha ön plana çıkmış durumda. Kirasını veremeyen, çocuğunu okutamayan, doktora gidip tedavisini yaptıramayan canımıza vereceğimiz kurban eti onun karnını doyurmaz. Kurbanın ruhuna da uygun olmaz.

Hz. Ali, Cabir b. Abdullah’a şöyle demiştir: “Dünya dört şey ile ayakta durmaktadır:

a- İlmi ile amel eden âlim,

b- Öğrenmekten kaçınmayan cahil,

c- Malından cimrilik yapmayan zengin,

d- Dünyasına karşılık ahretini satmayan fakir.

Âlim ilmi ile amel etmediğinde, cahil öğrenmekten kaçınır. Zengin meşru malında cimrilik ettiğinde, fakir dünyasına karşılık ahretini satar. Onlara yetmiş kere yazıklar olsun, onlar kahrolsunlar.” (Fahreddin Râzî, age., II, 283).

Sadece belli şekiller içerisinde o kuralları uygulayıp Hakk’a varamayız. Çünkü Hakk şekle girmez. Bizim hayatımız inancımızdır.

 

Kurban bayramından sonra Muharrem ayı yani bütün peygamberlerin kurtuluşa erdiği, oruç tuttuğu ay geliyor. Muharrem Ay’ı, Hz. Muhammed’in Ehli Beyt’inin zulüm gördüğü ve “Hüseyin bendendir, Ben Hüseyin’denim” diye işaret ettiği evladının hunharca şehit edildiği bir ay olmuştur. Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Ehli Beyt kurtuluş gemisidir, o gemiye binenler kurtulacaktır”. Allah o gemide olmamızı nasip eylesin.Tüm İslam âlemine, insanlığa; barış, huzur ve kardeşçe bir bayram diliyoruz.