GADIR HUM BAYRAMI

GADIR HUM BAYRAMI 02 Haziran 2016, Perşembe

GADİR-İ HUM (VELAYET BAYRAMI)

        İslam tarihinde “Gadir-Hum” veya “Haccet’ül  Veda” olarak bilinen olay, Alevi-Sünni ayrılığının başlangıcı olarak kabul edilebilir. Hz. Peygamber (sallallahü aleyhe ve selem) Efendimiz, Hac ve Umre ziyaretini yapmak üzere hicretin onuncu yılında tüm sahabeleri ile birlikte Mekke’ye hacca gitmişti. Hac dönüşünde Gadir-Hum denilen mahalle gelindiğinde mealen Kuran’ın şu ayeti nazil olmuştu: “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim…” [1] Kuran’ın şu ayetinde de: “Ey Resul! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez”[2] buyruluyor.
Bu ayetlerin gelişinden sonra Hz. Peygamber Efendimiz, hayatının sonuna yaklaştığını anlamıştı. Hiç vakit kaybetmeden beraberinde bulunan binlerce sahabeyi ağaçlık bir yerde topladı ve deve semerlerinden yaptırdığı bir minberin üzerine çıkarak, ellerini havaya kaldırıp: “Bugün burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler ki, acıyan, bağışlayan ve her şeyi bilen Yüce Allah’ın katına davet edildim; yakında davetine icabet edeceğim” dedikten sonra uzunca bir hutbe okudular. Okuduğu hutbe özetle şöyledir: “Ey kavmim ve sahabeler! Yarın kıyamet gününde Muhammed size ne yaptı diye sorulduğunda, orada verilecek cevabınız ne olacaktır?” buyurdular. O vakit orada hazır bulunan tüm sahabeler hep bir ağızdan; “Ya Allah’ın Resulü! Peygamberlik görevinizi yerine getirdiniz. Buna şahitlik ederiz” diye cevap verdiler.
Hz. Muhammed Efendimiz, ellerini göğe doğru kaldırıp: “Ya Rabbi! Sen şahit ol!” dedikten sonra sözlerine şöyle devam ettiler: “Ahiret gününde Kevser havuzunun başında bana ulaşacaksınız. Bu havuzun başına sizden önce varacağım. Siz gelince de size; “Bıraktığım iki paha biçilmez emanete ne yaptınız?” diye soracağım. Bu iki emanetimden birincisi; Allah’ın gökten yere uzatmış olduğu sağlam ipi olan Kuran-ı Kerim’dir. İkincisi de; Ehl-i Beyt’imdir. Bu iki emanetim, Kevser havuzunun başında bana kavuşuncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar. Bu iki emanetime sıkı, sıkı sarılırsanız, sapkınlığa düşmezsiniz, doğru yolda olursunuz” [3] buyurdular.
Bunları söyledikten sonra Peygamber Efendimiz, Ahzab suresinin 6. ayetini işaret ederek; “…ben size canınızdan daha öncelikli değil miyim?” diye sordu. Bu sorunun üzerine orada hazır bulunan sahabeler; “evet, sen bize kendi canımızdan daha önceliklisin…” diyerek cevap verdiler. 
Daha sonra Allah’ın resulü: “Ey iman sahipleri! Allah’a itaat edin, Resule ve sizin içinizden olan iş ve yönetim sahiplerine de itaat edin…[4]ayetini okudu. Bu ayetin okunmasından sonra orada hazır bulunan bazı sahabeler; “biz hangi iş ve yönetim sahibine, yani kime itaat edeceğiz” diye sordular.[5]
O vakit Peygamber Efendimiz, yanı başında duran Hz. Ali’nin elini tutup, kolunun altındaki beyazlık görününceye kadar havaya kaldırdı ve şunları söyledi: “Ali’nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız” dedikten şöyle devam etti: “Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır.”[6] Daha sonra da Hz. Peygamber Efendimiz, şu duayı etmiştir: “Allah’ım Ali’yi seveni sen de sev, ona düşman olana sen de düşman ol, ona yardım edene sen de yardım et, onu hor göreni sen de hor gör. O nereye yönelirse Hakk’ı onunla beraber kıl” [7] diyerek uzunca bir dua etti.
Bunları duyan Hattab’ın oğlu Ömer: Hz. Ali’ye gelerek: “ Kutlu olsun sana ey Ebu Talib’in oğlu, sen benim ve tüm müminlerin mevlâsı oldun.” diyerek Hz. Ali’yi kutladı. Bunun ardından orada hazır bulunan tüm sahabeler teker, teker gelip Hz. Ali’yi kutladılar.
Bu kutlamadan sonra orada hazır bulunan sahabeler: “Ya Allah’ın Resulü! Biz senden razı olduk, ancak ileride delalete düşmememiz için nasıl hareket etmeliyiz?” diye sordular. O vakit  Allah’ın Resulü: “Zâlikelleziy yübbeşşirullahu ıbadelhulleziyne amenû ve amilus salihat. Kul lâ es’elüküm aleyhi ecren illel meveddete fiyl kurba”[8] ayetini okudu. Mealen:  İşte bu, Allah’ın iman edip barışa yönelik iyi işler yapanlara müjdelediğidir. De ki: “Ben bu tebliğime karşılık sizden, akrabamı[9] sevmeniz dışında  bir şey istemiyorum…”buyurdular.
Akrabasının kim olduğu sorulduğunda ise Allah’ın Resulü, “Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin” olduğunu söyledi.
Hz. Peygamber Efendimizin ehlibeyt hakkında söylediği şu hadisi de çok önemlidir: “Misli Ehl-i Beyti kemsel sefineten Nuh men rakâb fiha necaten ve men tahlef minha” buyurmuşlardır. Mealen: “Benim Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisine benzer, kim bu gemiye binerse kurtuluşa erer. Kim bu gemiye binemezse, delâlette kalır.”
Hz. Peygamber Efendimizin Gadir-Hum mevkiinde yapmış olduğu yukarıdaki konuşmalarına “Veda Hudbesi” denir. Bu olaydan 70 gün sonra Hz. Peygamber Efendimiz,  rahatsızlanır ve kısa bir müddet sonra Hakk’ın rahmetine kavuşur. Hz. Muhammed’in bu âlemden Hakk’a yürümesinden hemen sonra ilk ayrılıklar başlamıştır. Bunun en önemli delili, Hz. Peygamber Efendimiz, Kadir-Hum’da yaptığı “Veda Hudbesi’nde” kendisinden sonra amcasının oğlu ve aynı zamanda damadı Hz. Ali’yi, yerine vasi tayin etmiş olması idi. Buna rağmen, vefatından sonra Hz. Peygamber Efensimizin naşı henüz yerde iken, Ebu Bekir’in halife seçilmiş olmasıdır.
Bu olayın, Alevi-Sünni ayrılığının başlangıcı olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Aleviler ve tüm Ehl-i Beyt dostları, Hz. Peygamber Efendimizin bu anlamlı hutbeyi okudukları Zilhicce ayının 18. gününü “Gadir-Hum Bayramı” olarak kutlarlar